1998’den 2023’e

22.03.2023
9
Okuma Süresi: 5 dakika
A+
A-

Varlık edebiyat dergisinin benimle yaptığı ve dergisinin Ekim 1998 sayısında yayımlanan uzun söyleşinin son sorusu şöyleydi: “2000’li yılların eşiğinde Türkiye Cumhuriyeti’ne önerileriniz var mı?”

Bu soruya 25 yıl yani çeyrek yüzyıl önce verdiğim yanıt şöyleymiş.

“2000’li yılların eşiğinde Türkiye Cumhuriyeti’ne elbette önerilerim var: Türkiye Cumhuriyeti varoluş nedenlerine, yani 29 Ekim 1923’te kendine öngördüğü ideallere sadık kalmalı ve onları geliştirmelidir. Daha demokratik, daha adaletli, insan haklarına gerçekten saygılı, sosyal adalete dayalı, bireylerinin gelişmesini örgütleyen, her alanda gerçekten laik, toplumun sınıflarının ve bireylerinin birbirlerini ezmesine izin vermeyen, çağının çağdaşı ve en önemlisi toplumunu bir kültür toplumu yapmayı amaçlayan bir ‘aydın’ Cumhuriyet olmalıdır. 29 Ekim 1923’te kurulan Cumhuriyetin özünde bu insan idealler vardır. Ancak Cumhuriyetin amaçlarına ulaşmasına merkez sağ partileri 14 Mayıs 1950’den bu yana engel olmaktadırlar. Peki ne olacak, Cumhuriyetin mi yoksa köktendinci ve milliyetçilerin, merkez sağ partilerinin (yani karşıdevrimcilerin) dediği mi olacak? Tuzaklarla dolu ‘Halk ne isterse o olur’ sözü, demagojiden başka bir şey değildir. Demokrasilerde halkın isteği seçim sandıklarına yansır ve bu yansıma da parçalıdır, yani yekpare değildir. Bu nedenle, ‘Halk ne isterse o olur’ demek, ‘Ben kendi isteğimi halka yuttururum’ anlamına gelir. Halk her şeye karşın her istediğinin olamayacağını bilecek kadar ariftir. Bu da demokrasiye özgü bir erdemdir. Yukarıda sözünü ettiğim demagojiyi halk düşmanları, despotlar ve köktenciler bol bol kullanırlar. Cumhuriyet, köktenciler, tarikatlar, çeteler, mafyalar, köşe dönmeciler ve lümpen burjuvaziyi temsil eden merkez sağ partileri tarafından yolgeçen hanına dönüştürülmüştür. Cumhuriyet bir yolgeçen hanı olmadığını artık kanıtlamalıdır. 1936 doğumlu bir Cumhuriyet çocuğunun kendisini yaratan Cumhuriyet’e önerileri bunlardır.”1

2023 yılında vaziyetin durumu:

25 yıl önce betimlediğim (tasvir ettiğim) topludurum (konjonktür) bu süre içinde, özellikle de AKP iktidarı döneminde durumun vaziyeti oldu. Aynı hamam aynı tas!

AKP, Cumhuriyetin dediğinin, bilimin dediğinin tam tersini yaptı… Her şeye karşın “süren” devrimin dediği olmadı. AKP’nin safsataya dayalı düşünce sistemi her şeye egemen oldu. Safsata, Cumhuriyetin eldiven ve giysilerini tersyüz etti ve bu giysiyi bilinçsiz halkın sırtına geçirdi. Bu süre içinde R.T.E. bu anomalinin (aykırılık) ve anakronizmanın (sapkınlık) tutsağı oldu. Cumhuriyet ve demokrasinin temeli ve oksijeni olan güçler (kuvvetler) ayrılığı ilkesi güçler birliğine dönüştürülerek Cumhuriyetin özerk kurumları olan Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Sayıştay ve Yargıtay özelleştirildi. Böylece yasama, yürütme ve yargı işlevsizleştirerek özdeşleştirildi ve bir Başyücelik (tek adam) rejimi kuruldu. Böylece devlet aygıtı felç oldu.

Kendisinin bir ekonomist olduğunu ilan eden R.T.E., ABD ve dünya ekonomisini yönlendiren Merkez Bankaları Sistemi (Federal Reserve ya da FED)’nin bütün tavsiyelerini tekmeleyerek “Dünyada faizi sürekli yükselttiler. Ben de tam aksine faizi indirmenin mücadelesini verdim. Şu anda bizde faiz yüzde 9 bunu daha da düşüreceğiz” dedi. FED faizi yükseltirken faizi indirdi. Ancak ülkede Merkez Bankası faizi indirirken bankalar faizleri yükseltti. Faiz açıklamasında, faiz indirimlerinin İslami nasa göre yapıldığını belirterek “Bir Müslüman olarak nas ne gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim” dedi ve “Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu görevde olduğum sürece faiz ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda nas ortada. Nas ortadayken sana, bana ne oluyor?” ifadelerini kullandı. Ama ekonomi bilimi “nas”ı yenerek günaha girdi ve ülke ekonomisini 9-10 şiddetinde depremlerle yerle bir etti.

Lafı uzatmanın hiç gereği yok: Son depremler ve seller Başyüce’nin bilim ve devlet yönetimi sanatında ne denli yetersiz olduğunu kanıtladı ama kendisi bunun farkında değil. Atalar boşuna “Lafla peynir gemisi yürümez!” dememişler!

KAYNAK: Cumhuriyet / Özdemir İnce

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.